yalnızlık

İçimizi kemiren bir yalnızlık peydah oldu bu ara peşimizi bırakmıyor.Gün doğuyor sabah oluyor kendini yeniliyor. Kaçsan kurtulamıyorsun kalsan razı değilsin. Var olmak ile uğraşırken bu çirkin dünyada bir de bununla uğraşıyorsun. Vücudumuza nüfuz ediyor kurtulamıyorsun yani. Onca kalabalık içinde bir kabukta yaşamak gibi. Bağırıyorsun kimse duymuyor çağırıyorsun kimse gelmiyor. Eriyip gidiyorsun insanların içinde. En kötüsü de bu sanırım.

Anlamak ve anlaşılmak üzerine ne çok acı çekiyoruz. Konuştuğun ile anlaşılan arasında dağlar kadar fark var. Ne sen kendini ifade edebiliyorsun ne de karşıdaki seni anlıyor. Boğuluyorsun bu kargaşada. Elinden tutacak kimseyi bulamıyorsun. Yetinmek istiyoruz sadece kendimizle fazlasında gözümüz yok. Allah’ım ne olur bana biraz insan gönder. Halden anlayan cinsinden mümkünse. Sen en güzelini istersin ve en iyisini ama buralarda onlardan kalmadı sanırım.

Evin kapısından ayağımı dışarı atmaya korkuyorum. Bu çirkin dünyada yaşadığıma inanamıyorum. Yalancı gülüşlerin arkasına sığınan bir sürü et parçası var etrafımda. Tiksinmek tam bu anda yürürlüğe giriyor. Uzaklaşmak ne mümkün her yerdeler bir istila olmuşcasına.

Odam da kendimi sorgulamaktan öteye gidemiyorum. Ötesi kalabalık zira keşmekeş yani. Bu kargaşanın içinde var olmaya çalışan zavallı ben. Günlerim hep elemli başımda kavak yelleri olsa zira bir şeyler olsun istiyorum. Zamanla büyük bir uğraş içerisindeyim. Önce tüketmek için sonra oturup tükettiğim zamana yanmak için. Başım iki elimin arasında gözlerimi tavana dikmişim öylece duruyorum.

Bir şeyleri değiştirmek için ömrümü tüketiyorum…

17.03.19 15.48
‘ Pazar’

İç Sıkıntısı

Vakit geçiyor geçmesine de iç çekişler hiç bitmiyor. Her nefes alışta ciğer yağmalanıyor tarumar oluyor. Olsun demekte kar etmiyor artık. Pencereyi açıyor havayı kokluyorsun hava da ne hava kasvet alıyorsun resmen oksijen yerine. Ayağını eşikten öteye atamıyorsun dışarısı mahşer yeri gibi herkeste bir telaş bir koşuşturma.Nereye gidiyor bu insanlar niçin koşuşturuyorlar?

Güneş aydınlatsa da yeryüzünü insanların yüzleri hep karanlık. Bencillik konusunda diyecek laf bulamıyorum insanlarımıza. İnsan olmanın gerekliliklerini yerine getiremiyoruz. Kırmak,incitmek,üzmek konularından üst düzeylerdeyiz. Çiçekleri eziyor hayvanları üzüyoruz. Kuşları vurup kanatlarını kırıyoruz.

Birbirimizin yüzüne gülüp sonra arkamızı dönüyoruz. Hiç yapmam dediğimiz şeyleri yapıyor ve bundan haz duyuyoruz. Bütün güzellikleri tükettik ve bundan pişman değiliz sanki. Ne zaman farkına varacağız? Ne zaman pişman olacağız?

Bu sorulara ne zaman cevap bulabileceğiz?

 

Geç gelen az kalan

Güneşli bir bahar sabahıydı sanki gülüşü.

Kuşlar cıvıldıyordu etrafında. Uğur böceği konmuş parmaklarıma bütün yükümü almıştı. O kadar tanıdık geliyordu ki yüzü sanırsın yıllardır tanıyorum. Keşke tanıyor olsam  diye düşündüm. Bu yüz bu gülüş bir yabancıya ait olamazdı. Gözlerinin içinde bir ben buluyordum her defasında kaçamak kaçışlar gizli anlamlar yüklüyordu yüreğime. Her bakışta  sanki bir kuş uçuyordu yüreğimden yüreğine.

Bi gitsem konuşsam yeniden doğacağım sanki. Heybemde biriktirdiklerimi kusacağım, yılların verdiği yalnızlığı bir çırpıda atacağım sırtımdan. Bana ait olan hikayeyi yeniden yazacağım. Üstelik bu sefer işim daha kolaydı hikayemin beklenen malum kişisi çıkmıştı karşıma bunca zaman sonra.  Çok bekledik ben ve yarım kalan hikayem.  Eksik olanın tadı olmuyor vesselam.  Güzelliğimizi tasvir etmeyi başaramadım. Çiçeklerden taç yaptım saçlarına takamadım. Her sabah adınla uyandım sana gelemedim. Ümit çoktan terk etmişti beni kasvetin en yüksek dozunu alıyordum. Damarlarımda kan yerine bir zehir dolaşıyordu sanki. Biraz daha geç gelsen yüksek dozdan kendimi kaybedecektim.

Oysa sen gelmiştin uzun zaman sonra alıp çıkarmıştın beni karanlık kuyulardan. Gelecek olan güzel günlere olan inancım yeniden yeşermeye başlamıştı. Bir ağacı gövdesinden kucaklayacaktım mesela papatyaları artık koparmayacaktım. Fallar kapamayacaktım her ne kadar inanmıyor olsam da. Bir bankta yalnız başıma oturup kendi kendime konuşmalar yapmayacaktım. Az daha geç gelsen deli damgası vuracaklardı. Mecnuna ramak kala yetiştin bana.

Geç gelen az kalanlardan olma. Bir dünya kurdum ikimizin adına. Bu dünyada şen şakrak gülüşlerimiz havalansın pervasızca. Umut hiç eksik olmasın soframızdan. Bahtiyar olalım ömür boyunca…